4 Şubat 2012 Cumartesi

Küçük Adam'a...



Bazen uyandığımda farklı bir bedende olmayı istiyorum… Dertsiz, tasasız… Hiç aşık olmamış birinin bedeninde uyanmak istiyorum. Hiç özlemi tatmamış, hiç gece ağlayarak uyumamış, Tanrı’ya hıçkırıklarla bir erkeğin adını sayıklamamış bir bedende uyanmak istiyorum… Çok dua ediyorum unutmak için…

Bazen de unutmuş gibi hissediyorum… Sonra fotoğrafların aklıma düşüyor lanet olsun, sıçayım ki düşüyor, o zaman tekrar başlıyor… Her defasında aynı acılar, her defasında üzülen kişi hep aynı… Sahne, ışıklar ve oyuncular hiç değişmiyor… Oyun da hiç bitmiyor. Ben bu oyunu, bu replikleri oynamaktan sıkıldım artık… Peki sen küçük adam, hiç sıkılmadın mı üzmekten bir kadını? Hem de yüreği kocaman ve tamamen seninle dolu olan bir kadını? Nasıl umursamazdan geldin onu? Bilmiyor musun ki o sensiz nefes bile alamaz, bilmez misin ki onun güneşi gözlerindeki ışık olmuş… Niye gidiyorsun hep? Niye üzüyorsun hep o kadını? Her gece hıçkırıklarını duymuyor musun sessizce Tanrı’ya fısıldadığı…

Evet duymuyorsun… O kadar sağırsın… Her gün döktüğü onca gözyaşını görmüyorsun… Körsün ki o kadar… Kalbinde kör senin… Hiç hissedemiyorsun senin için atan kalpleri… Hep diğerlerini seçiyorsun… Hep diğer kadınları…

Ve ben o arkada unutup gittiğin kadınım… Tek yaptığım el sallamak… Senin kadar kör birine el sallıyorum, senin kadar sağır birine çığlıklar atıp yalvarıyorum gitme diye… Evet işte bu kadar imkansızız “biz”…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder