16 Şubat 2012 Perşembe

"Ölürsem yalnızlıktan..."

Ben sadece seni sevmiştim... Suçum neydi? Seni kendimden çok düşünmek miydi? Her gece yatmadan önce senin için dua etmem miydi? Hıçkırarak ağlamam mıydı senin için? Sevilmeyecek kadar kötü birisi miyim gerçekten? Ben seni hiç kırmak istemedim. Sen hunharca savurdun, attın kalbimi. Ben aldım tekrar geldim sana. Sen her defasında canımı acıttın. Hep acımın sebebiydin, hem de onu dindirecek sendin sanki. Sen hiç tatmadın belki de bu duyguları. Hiç birini görünce nefes almayı unuttun mu? Kendini hiçe sayıp, onu umursadın mı? Görünce büyülendin mi? Tüm gücünle sarılıp, kokusunu içine çekmek istedin mi hiç? Hayır...
Seni çok saf ve temiz sevdim canımın içi... Hala da seviyorum... Seni sevdiğim için üzgünüm... Hiç seni rahatsız etmek, sana fazlalık olmak istememiştim."Her yolu denedim bitmiyor..."
Seni kimse benim kadar sevemeyecek bunu unutma. Hiç kimse sana benim kadar anlam yükleyemeyecek...  Gülmeni kimse benim kadar istemeyecek, kimse kıskanmayacak seni benim kadar.
Hep iyi ve mutlu ol...

4 Şubat 2012 Cumartesi

Hiç Gelmemiş Sevgili'ye...



Elimden tek gelen şey, canımı ne kadar çok yaktığını anlaman. Sana ne kadar değer verdiğimi anlaman. Hep aklıma “Lütfen inan bana.” dediğim zaman geliyor. Sonra senin cevap vermemelerinin. Sonra dün tüm gün boyunca bana iyi davrandığın için sevindiğim aklıma geliyor. İçim yanıyor. Sanki mutlu olmam bazılarını kıskandırmış gibi. Mutluluk neden hep çekip gidiyor? Biraz daha kalsaydı… Neden en çok değer verdiğim kişinin beni üzmesini sağlıyor?

En büyük hayalim 15 tatilde yaşadığım tüm şeyleri, seni anlatmaktı kağıtlara. Hatta başlamıştım azar azar. Dünkü olaydan sonra yırtmak istedim hepsini. “Beynimi s*keyim, hayallerimi s*keyim” dedim içimden. Hiç hayallerin canını acıttı mı senin? Hiç hayal kurmanın aptalca bir iş olduğunu düşündün mü mesela? Ben senin sayende düşündüm bunu. Hayal kurmaktan, beni seveceğini düşlemekten nefret ettim.

Sen artık konuşmuyorsun ya, vücudum iflas etmiş sanki… Nefes almak bile güç geliyor bana. 1,5 sene peşinden koşmuş ve tam bulmuşken haksız yere benimle konuşmaman çok koyuyor bana. Hiçbir şey zevk vermiyor. Saçlarımı yolmak istiyorum bazen. İntihar etsem gelir misin diye düşünüyorum… Sonra vazgeçiyorum bu saçma düşünceden. Nedeni de hayatı sevmem değil üstelik, bilirim intihar etsem de gelmeyeceksin… Bir hiç uğruna yok olup gitmek istemiyorum.

Ve zaman geçtikçe hayallerim kirleniyor… Seni hem daha çok seviyor, hem de çok nefret ediyorum senden. Bilmiyorum, umarım geri dönersin. Umarım anlarsın. Her gece ettiğim dualar kabul olur. Tanrı beni hiç üzmedi bugüne kadar. Umarım bir daha üzülmem…

Küçük Adam'a...



Bazen uyandığımda farklı bir bedende olmayı istiyorum… Dertsiz, tasasız… Hiç aşık olmamış birinin bedeninde uyanmak istiyorum. Hiç özlemi tatmamış, hiç gece ağlayarak uyumamış, Tanrı’ya hıçkırıklarla bir erkeğin adını sayıklamamış bir bedende uyanmak istiyorum… Çok dua ediyorum unutmak için…

Bazen de unutmuş gibi hissediyorum… Sonra fotoğrafların aklıma düşüyor lanet olsun, sıçayım ki düşüyor, o zaman tekrar başlıyor… Her defasında aynı acılar, her defasında üzülen kişi hep aynı… Sahne, ışıklar ve oyuncular hiç değişmiyor… Oyun da hiç bitmiyor. Ben bu oyunu, bu replikleri oynamaktan sıkıldım artık… Peki sen küçük adam, hiç sıkılmadın mı üzmekten bir kadını? Hem de yüreği kocaman ve tamamen seninle dolu olan bir kadını? Nasıl umursamazdan geldin onu? Bilmiyor musun ki o sensiz nefes bile alamaz, bilmez misin ki onun güneşi gözlerindeki ışık olmuş… Niye gidiyorsun hep? Niye üzüyorsun hep o kadını? Her gece hıçkırıklarını duymuyor musun sessizce Tanrı’ya fısıldadığı…

Evet duymuyorsun… O kadar sağırsın… Her gün döktüğü onca gözyaşını görmüyorsun… Körsün ki o kadar… Kalbinde kör senin… Hiç hissedemiyorsun senin için atan kalpleri… Hep diğerlerini seçiyorsun… Hep diğer kadınları…

Ve ben o arkada unutup gittiğin kadınım… Tek yaptığım el sallamak… Senin kadar kör birine el sallıyorum, senin kadar sağır birine çığlıklar atıp yalvarıyorum gitme diye… Evet işte bu kadar imkansızız “biz”…

Küçüktüm, büyüdüm...



       İstemediğim zamanda, istemediğim yerde karşıma çıktın. İlk önceleri basit bir şakadan ibarettin. Gülüp geçtim sadece. Aşkı merak eden küçük bir kızdım; ama seni hiç öyle hayal etmemiştim. Saatlerinin tik taklarının çok fazla olduğu bir zaman dilimi geçti. Seni görmedikçe fark ettim ki, canım acıyordu. Sen yavaş yavaş şaka olmaktan çıkmıştın. Sana bakınca tüm insanlar ortamdan yok olurdu. Sadece sen ve ben kalırdık… Sen ve ben… Seni izlerdim. Hiç gülmezdin. Çok koyardı gülmemen. Tanrı sanki seninle benim bir araya gelmemi istiyordu. Ya da ben öyle sandım… Seni güldürmeyi her şeyden çok isterdim. Sonra bir kere güldün. Sen benim gördüğümü fark etmedin ama ben gördüm. Sen gülünce ben de gülmüştüm. Seni güldüren kişiyi hem kıskandım, hem de içimden teşekkürler yağdırdım. O an anladım… Küçük bir kız olmaktan çıkmıştım artık. O ağır duyguyu taşıyacak kadar büyümüştüm.


Sen fark etmezdin ama otobüste hep yanında dururdum. Kolumun sana değmesi için hep bileğimi bükerdim. Değince sana gülümserdim. Sıcaklığını hissetmek çok hoşuma giderdi. Sarılmak isterdim ama yapamazdım. Kokunu hissedecek kadar yakınlaşamadım hiç sana; ama gözlerini fark edecek kadar yakın olmuştum. Hatta bir ara 5 sn. kadar bakışmıştık hatırlar mısın?


Nereden hatırlayacaksın ki? Ne kadar aptalım… Sen hiç fark etmemiştin beni. Ben o kadar şeyler yaşarken sen sadece “Tanıyamadım…” demiştin. Kızamamıştım bile sana. O kadar sevmiştim… Ağır laflar ettin. 1 hafta nefret edebildim senden. Ya sonra? Sonra olmadı, tekrar sevdim. Her defasında lanet ettim. Neden çıktın ki karşıma dedim; ama olmadı vazgeçemedim.


Sen bana hep “Çok küçüksün.” dedin ya… Evet küçüktüm; ama inan ben senden önce küçüktüm. Sen ne zaman karşıma çıktın, ne zaman aşık ettin kendine, işte o zamanbüyüdüm…